Şirin Tekeli’yi kaybettik

Türkiye’de feminist çalışmaların öncü isimlerinden Şirin Tekeli’yi kaybetmenin acısı içindeyiz…

CEİD

Sevgili Aksu Bora’nın Şirin Tekeli’nin ardından Birikim Dergisi web sitesinde yayımlanan yazısı:

Şirin Tekeli

Sevgili Şirin,

Hastalığını duyduğumda “eyvah” demiştim, muhtemel yokluğunun nasıl büyük bir boşluk olacağını tahmin ederek. Eyvah.

Kimbilir kaç kuşak kadın için (ve benim için de) feminizmin ilk adıydın. Yaşın hepimizden büyük olduğu için değil, aslına bakarsan, genç bir kadındın sen. İsminin düşündüreceği kadar genç. Kabuk bağlamadığın için mi böyleydin? Galiba. Seni “duayen feminist” olarak düşünemiyorum, şaşırırdın böyle bir adlandırmaya samimiyetle. Kırılgandın ve şaşırabiliyordun. Hâlâ.

Ne çok şey kurdun ve kurduğun hiçbir şeyin “annesi” olmadın. Ne güzel. İnsanlarla da şeylerle de başka tür ilişkilenirdin. Sahip çıkarak değil de sorumlulukla. Varlığın, bu ikisi arasındaki farkı unutmamamızı sağlıyordu. Kurduğun, bağlandığın, önemsediğin hiçbir şeyin sahibi değildin. Onlara sorumluydun ve ben sorumluluk duygusu senin kadar gelişmiş pek az insan tanıdım.

Doktora tezimle cebelleşirken yazdığın uzun bir mesajı hatırlıyorum mesela, bilgine ve düşünme sistematiğine hayran kaldığımı. Senin istediğin hayranlık değildi, hemen anladım; çalışmanın selametiyle ilgiliydin basitçe. Ve bu nasıl hafifletici, ne harika bir şeydi.

Germaine Tillion öldüğünde Amargi’de onu anmamızı istemiştin. Nezaketle tabii ama başka bir şey daha vardı. Bize değil, bizimle birlikte Dergi’ye baktın. Ağırlığını hiç hissettirmeden yanımızda durdun. Bak, yine hafiflik…

Oradaydın, orada olduğunu bilmek çok iyiydi. Şimdi işte, feminizmin ilk adı gitmiş gibi.

Bodrum Kadın Dayanışma Derneği’nin Tekeli’nin ardından blog sayfasında paylaştığı yazı:

İTİRAZIN ŞİRİN HALİ…
Bodrum Garaj’dan Bitez minibüsüne binersiniz, okulun orada iner, dar bir sokaktan Şirin’in bahçe içindeki evinin zilini çalarsınız. İçeriden ince, naif bir ses “girin lütfen” der.
Sizi arka bahçeye açılan balkonda ağırlar. Sonra sözcüklerin, kelimelerin, sohbetin dansı başlar. Yalnız bu dans, bir rutinin alışıldık tekrarı olamazdı asla. Önce gelenlerin sözlerinin, seslerinin ortalığa saçılmasını beklerdi. Sonra Şirin’in notaları söze dökülürdü.
Saçılan kelimelerin tınısının duyulmasını sağlar ki her ses, her nota var olabilsindi.
Sesler birbiriyle çarpıştığında buluşma, tanışma törenine geçilirdi. İşte bu andan itibaren, dansın ilk adımı ortaya çıkardı. Çünkü sözcükler artık bir armoniye dönüşmeye başlamıştır.
Armoninin iniş ve çıkışları, dansa katılanların uyum ve uyumsuzluklarıyla oluşturdukları, “ama?”, “şimdi mi?”, “olabilir mi?”, “mümkün mü?”, “nasıl yani?” sorularının dönüşümsel, devrimsel altüst oluşlarıyla birlikte yaşamın kadın adımlarına, kadın bakış evrelerine, kadın varoluşlarına taşınmaya başlamış olurdu.
Şirin demek, müziği yeniden yaratmak, tüm notaları altüst etmek, seslerin ve kavramların alışa gelmiş, öğrenilmiş düzenini reddetmek demektir. Tüm ezberleri bozabilme talebini ele almak demektir.
Şirin, yaşadığı hayatı tüm kadınlarla paylaştı ve tüm kadınları en iyi yaptığı şeylerle tanıştırdı. “Ezber bozun.”, “feminizmle tanışın”, “tanıştığınız feminizmi yeniden ve yeniden bıkmadan, usanmadan var edin”. “Bunun için asla izin istemeyin, onaylanmayı beklemeyin.”

Şirin tüm sözcükleriyle, tüm kelimeleriyle, tüm yaşamıyla bir feminist olarak İTİRAZIN kendisiydi.

Bodrum Kadın Dayanışma Derneği